DEPERSONALİZASYON SENDROMU, KRONİK YORGUNLUK, DEPRESYON, DİRENÇSİZLİK, APATİ, ZAYIF BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ, VEJETARYENLİK, ANKSİYETE, ADET SORUNLARI

S.K. Smith'in Hikayesi

Kaynak: GAPS Stories, Medinform Publishing, İngiltere 2012

Yaşanan Psikiyatrik ve Fizyolojik Hastalıklar: Depersonalizasyon sendromu,kronik yorgunluk, depresyon, dirençsizlik, apati, zayıf bağışıklık sistemi, vejetaryenlik, anksiyete, adet sorunları

Henüz GAPS Diyetinin başlangıç aşamalarındayım ve GAPS Giriş Diyetine sekiz ay önce başladım. Uzun vadede daha da iyileşme yaşamayı uumuyorum ama şu ana kadarki sonuçlar fazlasıyla yüreklendirici. GAPS’a başlamadan önce, yataktan kalkabilmek için kendimi zorlayabilmem veya fiziksel egzersiz yapabilmem neredeyse imkansızdı! Sanki uyuşturucu kullanmışım gibi hissediyordum; kafam “sisliydi” (oldukça iyi düşünebilmeme rağmen). Duygusal durumumu tarif etmek güç ama oldukça depresiftim ve apatim vardı; hiçbir şeyi önemseyecek veya yanlış olan bir şeye karşı çıkabilecek enerjim yoktu. Oysa artık kısa mesafe koşabiliyorum, sabahları yataktan kolay kalkabiliyorum ve hem fiziksel hem de zihinsel olarak güçlü hissediyorum. Tamamen başka biriyim! GAPS konusunda çok heyecan duyuyorum ve hep onun nasıl daha fazla yayılabileceğini düşünüyorum.

Hikayem şöyle: Yıllarca ve sürekli giderek ağırlaşan depersonalizasyon hastalığım vardı. Beyin görüntülerimde de görünüyordu; beynimin bir bölümü aktif değildi. Depersonalizasyon tecrübem şöyleydi: Kendimi sanki uyanık değil; rüyada gibi hissediyordum ve beynimin çevremi doğru algılayamadığını hissediyordum. Duyusal konuları sağlıklı yorumlayamadığım için ilişkiler de zordu. Kişiler ve mekanlar tanıdık gelmiyordu ve iyiyken onlara olan eski hislerimi hatırlayamıyordum. Sanki robotmuşum gibi duygularımla bağlantı kuramıyordum. Daha sonra, kronik yorgunluğa yakalandım. Her zamanki halimden farklı olarak letarji ve apati başladı. Normalde çok aktiftim; ama artık sürekli olarak yatağımdan kalkamıyordum ve kendimi bir aktiviteye zorlamak bu durumu daha da kötüleştiriyordu. Mide sorunu veya soğuk algınlığı gibi bir problem, çok uzun süre beni terk etmiyordu. Bir doktor veya natürapat gözetiminde olmama rağmen kitabınızı okuduktan sonra GAPS’ı denemeye karar verdim. Kısa sürede nasıl hissedeceğimi denemek için önce Tam GAPS Diyetiyle başladım. Üç gün içinde o kadar farklı hissetmeye başladım ki, GAPS’ın benim için doğru yaklaşım olduğu konusuna güvenim artmıştı. GAPS Diyetinden önce, “sisli zihin” hislerimi ve her küçük görev için bile beynimin düzgün bir şekilde odaklanabilmesinin güçlüğünü artık kabul etmeye başlamıştım.

Aslında beynimin hiç odaklanabilme güçlüğü yoktu – net bir şekilde yazıp konuşabiliyordum – ancak başkalarına normal görünsem de çevrem bulanıktı ve kavramakta güçlük çekiyordum; bu yüzden tepki vermek de güç geliyordu. Hiçbir yerde bu hisle ilgili bir açıklama okumadım ve hayatımı çok zorlaştıran bir güçteydi. GAPS’daki her günümde bu hissin giderek azaldığını hissediyordum ve işimde daha etkin olabiliyordum. Vejetaryen beslendiğim için GAPS Giriş Diyetine geçiş yapmak zordu. O yüzden GAPS’da izin verilmeyen yiyecekleri yavaşça beslenmemden çıkarmaya ve zamanla kendimi çok yağ ve çok sayıda sebze ve fermente gıda ile beslemeye karar verdim. Altı aydan sonra da; süt ürünlerini, meyveyi, fasulye ve baklagilleri keserek Giriş Diyetini yapabilecek duruma geldim. Bu hazırlık döneminde bile fiziksel olarak güçlenmiştim. Sabah 10-11’e kadar yatakta kalmak yerine, sabahları 7’de uyanıp gün boyunca da tekrar uyuma ihtiyacında olmuyordum. Daha canlı ve diğer insanlarla kendimi daha uyumlu hissediyodum ki bu, bir Depersonalizasyon hastası için başarıdır. Ayrıca, iştahımın da değiştiğini fark ettim. Artık tatlı şeylere açlık duymuyor ama bol et ve balık yemek istiyordum.

Ancak, Giriş Diyetini yapmamın önemli olduğunu hissettim; çünkü hala ev işleri veya en basit egzersizleri bile yapamıyordum ve Giriş Diyetinin Depersonalizasyon hastalığımın geçmesinde de etkili olacağını düşündüm. Başlangıçta Giriş Diyetini çok zor buldum. Duygusal gelgitlere yol açıyor ve beni hasta ediyor gibi geldi. Midemi bulandırdığı için çok yağ yiyemiyordum ve çok açlık çekiyordum. Biraz denediğim kadarıyla et yemek çok iğrendirici geldiği için, et-kemik sularını denemek de zordu. Bir yudum Hindistan cevizi kefiri denemem, iki gün süren baş ağrısına sebep oldu. Bunlara rağmen, ertesi üç ayda bazı değişiklikler gözlemledim: - düzenli şekilde kilo veriyordum (fazla kilom vardı); - önceleri yedikten sonra ağrım olurdu, artık yedikten sonra midemde hoş bir duygu oluşuyordu; - tat tomurcuklarımda uyanma oldu ve böylece yiyecekler çocukluğumdaki gibi tat veriyordu;- kokuya artan hassasiyetim başladı ve bu, bazı kimyasal kokuları çok tiksindirici bulmama neden oldu; - hep ağrıyan baş parmağımdaki ağrı durdu; - hep düzensiz ve ağrılı olan adet kanamalarım düzene girdi ve ağrısı kesildi; - anksiyetem oldukça azaldı ve modum çok daha optimist-olumlu oldu; - merdiven çıkmak bile oldukça yorucu gelecek derecede fiziksel güçsüzlük hissediyordum; - tekrar diğer insanlarla uyumlu olabiliyordum ve Depersonalizasyon öncesi hayatımı hatırlayabildim; - yiyecekleri artık çok seviyordum ve bu duyguya minnettar kaldım; yıllarca onlardan nasıl mahrum kaldığıma hayret ediyordum.GAPS Giriş Diyeti bir krizdi önceleri; çünkü bu yeni alışveriş, yemek yapma ve yeme tarzını öğrenmem zor oldu.

Tüm bu açlık ve zayıflık duygularının hepsinin üstesinden gelmeye karar verdim; çünkü iyileşmeyi çok istiyordum. Tam GAPS Diyetindeki bazı berbat hislerimin detoks olmamdan kaynaklandığını anladım. Hoşnut duygular olmamalarına rağmen, vücudumdan toksinlerin çıkmasına memnun oldum çünkü artık daha sağlıklı olabilecektim.Hayatımın bu aşamasında beklenmedik bir bölüm de oldu. Önceleri süpermarketlerden alışveriş yapardım. Artık her haftasonu yerel çiftçilerin pazarlarını ziyaret ediyordum ve yerel Türk süpermarketlerinden, balıkçılardan ve kasaplardan alışveriş ediyordum. Böyle bir alışveriş şekli çok farklıydı; çünkü hem hizmet veren kişilerle hem de yiyecekle daha bir bağlantıda hissetmeye başlamıştım. Çiftliklerden veya Türkiye’deki çiftliklerden hatta kendi çiftliklerinden et getiren insanlar bana hizmet ediyorlardı. Beni tanıyorlardı ve bana çok yakın davranıyorlardı ve bir topluluğun parçası olduğumu hissetmeye başlamıştım. Onlara kişisel olarak bir şey ifade etmeyebilirdim ama onlara para ve takdirlerimi sunarak onların çevresine katkıda bulunuyordum. Beni iyileştiren yiyecekleri sattıkları için bana ne kadar katkıda bulundukları konusunda somut bir duygu hissetmeye başladım. Birbirimize olan bu bağımlılığımız özel bir atmosfer doğurmuştu. Mutfağım da daha bir yuvaya ait gibi olmuştu. Birden her yer, fermente etmek için kullandığım kavanozlarla dolmuştu ve buzdolabım da her zaman hoş görünen sebzelerle doluydu. Et-kemik sularının kokuları evi sarmıştı. Sonunda dönüm noktası geldi. Çok daha enerjim olduğunu ve her hafta da giderek arttığını gördüm. Zihin yapımda da birden farklılık hissettim. Daha önceleri pasif ve boyun eğen biriyken; sinirli ve sabırsız olmaya başlamıştım. Nasıl hissettiğime önem verecek güce gelmiştim. Bağışıklık sistemim de uyanmıştı. Ancak her şeye alerjimin başlaması ve adet kanamalarımın durması negatif semptomlardı.

Hem iyileşme, hem de negatifliklerin aynı anda olması kafamı karıştırmıştı, hem de aşırı açlık çekiyordum. Açlığa karşı daha çok yiyecek ekledim. O günden beri, kronik yorgunluğumun tüm fiziksel yönlerinde düzenli bir gelişme oldu ve tekrar egzersize başlayabildim. İyileşmeme yardımcı olması için başka şeyler denemeye başladım ve karaciğer-kolon temizliği ile periodontal hastalık tedavimin büyük faydalarını gördüm. Ayrıca “Earting sheet” (topraklama çarşaf) aldım ve o da bana çok daha iyi uyku verdi ve genel durumu iyileştirdi. Bu ay, GAPS Giriş Diyetine tekrar geri döndüm ve bu sefer die-off’ veya detoks semptomlarım da olmadı. Aslında, diyete daha önceki başlamamdan daha da iyi hissettim.

Bu sefer yiyecekleri daha yavaş tanıtmaya niyetliyim. İlginç olan, bu seferki Giriş Diyetimin daha ikinci gününde adet kanamam başladı – beş aydır ilk kez -. Şu ana kadar: Her bir problemim çözülmedi ama koşabiliyorum, dans edebiliyorum, dekorasyon yapabiliyorum, uzun yürüyüşlere çıkabiliyorum ve ağır yükleri taşıyabiliyorum, hem de yorulmadan. Bu; yerel markete ziyaretin maraton koşusu gibi geldiği ve egzersizi hayal bile edemediğim o zamanlarımdan oldukça farklı.

Dr. Natasha’nın yorumu:“Mektubun için çok teşekkürler! İnsan beyni çok aç bir organdır, her an beslenmeye ihtiyaç duyar ve en iyi besinler de hayvan ürünlerinden gelir: et, et-kemik suları, hayvan yağları, taze yumurtalar, taze balık ve fermente edilmiş yağlı süt ürünleri. Standart Batı beslenmesi beyin için iyi besinleri sağlamaz; beyin de açken iyi iş göremez. Stres dönemleri, vücuttaki besinleri tehlikeli bir hızda tüketir; bu nedenle besinden mahrum kalınıp beyin açlığa sürüklenir. Bunun üstüne bir de sindirim sisteminiz iyi çalışmıyorsa; o zaman depresyon, anksiyete veya diğer “akıl hastalıkları” sizi köşede bekliyor demektir.”

Resim
X